Tandem

Mart 20, 2007 by Kaan

“Selam Kaan! Yarin sabah senin bir kahve benim ile içmek istek varmi? Onbirde kadar olecekmisin? Ben onikide çek gitmeliyim!” 15.03.2007 - 14:12:18 Arabella.

Tercumesi: “Selam Kaan. Yarin sabah benimle bir kahve icmek ister misin? 11′de musait misin? Ben 12′de gitmeliyim”

Baska dilleri ogrenenler ERASMUS ogrencilerinden yardim istiyor. Boylece hem ERASMUS ogrencisi o dilde yardimci oluyor, hem de Italyanca’si gelisiyor. Birkac hafta once de Isvecli bir arkadas bana Turkce ogrenmek isteyen biri oldugunu ve telefon numarami o kisiye verip veremeyecegini sordu. Tabi ki kabul ettim. Turkce ogrenmek isteyen kac kisi var zaten? Boynumuzun borcu. Sonrasinda da Arabella ile tanistik. Dogma buyume Pisali. Arkeoloji okuyor ve Turkiye’ye iki defa gitmis. Agri Dagi’ndan Mardin’e, Erzurum’dan Silifke’ye kadar gezmis. Turkiye’yi cok seviyor. Sempatik ve ne yaptigini bilen biri. Ayrica inanilmaz yetenekli dil konusunda. Soyledigim hic bir seyi unutmuyor ve kullanmaya basliyor hemen. Pisa’da Turkce kursu bulmus bir tane ilk once. Sinifta 3 kisilermis. Diger ikisi is icin ogreniyormus ve Firenze’den geliyorlarmis. Neyse sonra Erasmus ofisine sormus hic Turk var mi diye. Yok demisler. Arabella bir partide Isvecli arkadasla tanisiyor. Laf lafi aciyor derken beni buluyor. Hocalari Italyanca bilmeyen bir Turk. Ne alaka? Dil kursunun sahibi kadin bu Turk’le evleniyor. Adam buraya geliyor. Gelince de hazir talep varken basliyor ders vermeye ama ne felaket. Dil bilgisi hatasi mi ararsin, yazim hatasi mi, hepsi mevcut kizin ders notlarinda.

Aslinda daha once de boyle bir istek olmustu ama Turkce ogrenmek isteyen essek ilk once ERASMUS ofisine sormus Turk var mi diye, sonra da listede beni gorunce hemen mesaj atmis. Tabi isimden anlamamis kiz olup olmadigimi. Belki baglarim diye mesaji atti. Beni gorunce ufak bir sok yasadi, sonra da bir daha gozukmedi gozume. Zaten Turkce bildigi de yoktu.

Carnavale Viareggio

Mart 17, 2007 by Kaan

Paskalya’dan 40 gun oncesine kadar karnavallar oluyormus. Bunlardan biri de Viareggio’daydi. Biraz da yapacak birsey olmadigindan gittim. Bekledigimden cok daha guzeldi. Biz de oyun kartlari seklinde giyindik. Viareggio’ya (Pisa’ya 20 dakika trenle) gittik.

Ben maca iki oldum. Kimse de bana soylemedi. Sonradan anladim ki eger ki bir kiz bir erkegi reddederse bu durum icin “maca ikiyi aldin” diyorlarmis. Ben de butun gece maca iki olarak dolastim :)

Gecenin ortalarina dogru ortam iyice kalabaliklasti. Herkes sarhos, herkes salak, herkes mutlu. Pisa’ya geldikten sonra gecirdigim en eglenceli anlardan biriydi.


Turkler

Mart 8, 2007 by Kaan

Gecen gun karsiya gecmek icin bekliyorum. Kulagima tanidik kelimeler calindi. Biraz daha yaklastim. Genc bir cift ve bir de bebekleri ile onlar da karsiya gecmek icin bekliyorlardi. Turkce konustuklarini anlayinca iyice yaklastim. O sirada kadin cantasinin yerini degistirdi ve kocasina “bu italya’dan da korkuyorum. Baksana iyice yaklasti. Cantami calacak herhalde” dedi benim icin. :) Sonradan tanisip durumu anlatsam da basta kapkacci damgasini yedim bir kere…

Super bonita!

Şubat 22, 2007 by Kaan

Fotograflarla tekrar karsinizdayim. Ispanya gezim bekledigimden cok daha iyi gecti. Ispanya’ya hep gitmek istemistim. Ozellikle de Endulus’e. Pisa’da da yapacak hicbir sey olmayinca ve ucuz ucak bileti de bulunca atladim hemen. Valencia’dan baslayip Sevilla’da bitti gezim, arada da Girnada’ya (Granada) ugradim. Valencia ile Girnada arasi 550 km ancak trenle 8, otobusle 9 saat suruyor. Ben gece treni ile gittim ama hem pahali hem de rahatsiz. Bir dahakine araba kiralamak lazim. Yeni gezide hep barberiz gencler. Gezelim, gorelim.

Pisa’dan ayrildigimda hava yagisli ve soguktu. Valencia’ya vardigimda ise gunesli ve 22 dereceydi. Aylar sonra montsuz, kabansiz sadece t-shirt ile gezmek keyifliydi. Aksam vardigim icin de cok fazla birsey yapamadim. Biraz etrafi gezip hostel’e geri dondum ve yattim. Oda 4 kisilikti ve gece 1 civari Meksikali bir cift geldi. Essogluessek fena horluyordu ama onceki tecrubelerimden ders alarak yanimda kulak tikaci getirmistim. Sorun olmadi horlamasi. Daha sonradan San Diego’da yasadiklarini (kiz Broadway and 2nd’da calisiyormus) ve Granada’ya gideceklerini soylediler. Benim icin de iyi bir firsatti. Hem kisa zamanda gidebilir hem de daha ucuza mal olabilirdi. (Tren 45€, otobus 38€)
Benim Valencia’daki ilk gunum oldugu icin onlarla gidemedim.

Ertesi sabah Sanat ve Bilim Sehri’ne (Ciudad De Las Artes Y Las Ciencias) gittim. Asagidaki fotografta bir kismi gorebilirsiz. Icinde ozel bir sinema, sanat merkezi, muze ve dev akvaryum var. Hafiften San Diego’nun konferans salonunu andiriyor ama daha bi ihtisamli, daha bir guzel. Zaten sehir de San Diego’nun Avrupa versiyonu gibi. (kizlar dahil)

Ilk once akvaryuma gittim. Bizim Folarya’ya yapilmasi planlanan dev akvaryumun bir benzeri. Giris ucreti oldukca pahaliydi (ogrenci indirimi ile 16€) ve parasini hak edecek kadar guzeldi. Zaten gelmisken de bi gormek lazimdi. 3 saat civarinda surdu. Kis oldugu icin yunus gosterisi yoktu. Bir tek ona yanarim.

Karidesler, istakozlar ve diger bilumum canlilar (palamut vs) ac karnina gorulmemesi gereken seyler. Mazallah insanin aklina kotu seyler gelebiliyor. Onun yerine yengec, bocek vs izlenebilir.

Bir de testere baligini hep merak etmisimdir. Burda gordum. Gerci o testereyi ne icin kullaniyor goremedim ama sonucta ilginc. Ustunden kopekbaligi gecerken tirsmadigina gore bildigi birsey vardir.

Sadece baliklar degil, baska hayvanlari da koymuslar.


Valencia guzel, bakimli ve zengin bir sehir. Ayni zamanda pahali. Benim hostelim merkez pazarin (Mercado Central) hemen yanindaydi. Bizim Misir Carsisi’nin gida uzerine olani gibi. Orada asili duran domuz butlarinin kilosu 22€. Kapis kapis da satiliyor. Ben meyva ile yetindim.

Aksam da Italya’dan gelen arkadaslarla bulustum. Pek eglenceli olduklarini soyleyemem. Ne kadar az vakit gecirsem de bunaldim yanlarinda. Ne yemek icin karar verebildiler ne de aksam disari ciktilar. En iyisi bildigin kisilerle yola cikacaksin. Neyse… Bu genclerle America’s Cup icin insa edilen yerleri gezdik. Valencia’da olacakmis, o yuzden buyuk bir hazirlik var Valencia’da.

Aksam “La Indiana” adli bir diskoya gitmek istedim ama gelmediler ki Ispanya’nin en iyi gece kluplerinden. Akvaryum seklinde tasarlanmis, dans ederken ve ickini icerken yanindan kopekbaliklari ve diger baliklar geciyor. Ama gel gor ki uygun kiyafetimiz yok diye gelmediler. Zaten iki seye sinir oldum ve Ispanya tatilimin en kotu tarafi olarak hafizamda yer etti. Bir tanesi La Reina’ya gidememek (ki onun icin Valencia’da iki gece kaldim, yoksa bir gece kalip ertesi gece Granada’ya gidecektim) otekisi de Valor adli cikolata restoraninda sicak cikolata icememek. Eksisozluk’te okumustum ne kadar guzel oldugunu, gittim gordum ama giremedim. Gruptan bir tanesi dinsel olarak cikolata yemiyor. Paskalya’dan sonra yiyebilirmis. Bir tanesi midesinden sorunu oldugu icin sicak cikolata icmedi. Digeri de pahali diye. Neyse ki seyahatin geri kalan kisminda rahttim.

Ertesi gun de Valencia kumsalina ugradik. Kumsal Atakum gibi ama amelesi yok, cevre duzenlemesi daha iyi ve kumsali daha genis. Peki ben neresini benzettim derseniz bilemeyecem ama benziyordu iste. Ehehe…

Aksam da son kez bir tur yapip 00:51′de trenime bindim. Tabi oncesinde de son kez bir tur yapip Valencia’ya soyle bir alici gozuyle baktim. Sehir gercekten guzel.

Ispanya’da dikkatimi ceken sey de ozgurluk. Orengin Valencia’da tabelalar iki cesit. Birincisi Ispanyolca ikincisi Valencia dilinde. Ulkenin her kesminde boyle. Resmi dil Ispanyolca ama anadillerini de kullanma haklari var. Hatta Bilim ve Sanat Sehri’ndeki butun tabelalar Velencia dilindeydi. Sanirim Fransizca’ya daha yakin bir dil. Sonucta rahat rahat konusabiliyorlar. Acaba bizde biri boyle birsey denese ne olur? Tabi butun bunlari yaparken de herkes Ispanya icin calisiyor. Cogunlukla birlikte hareket ediyorlar ve cogunluga zarar verecek birsey yapmiyorlar. Krallarini da cok seviyorlar. Diktator Franco’dan dilleri yanmis bir kere.

Daha sonra ikinci durak Granada’ya vardim. Ispanya’da gezdigim uc sehirden en cok sevdigim oydu. Alhambra Sarayi muazzam. Ama sinirlenmedim de degil. O Araplar ki medeniyeti Avrupa’ya getirmisler, zamaninin en ileri medeniyetini Avrupa ile tanistirmislar, butun ileri gelenler egitim icin o topraklara gelmisler, bilimsel calismalarin besigi olmuslar ama bugun kendilerinden bahsedilmiyor. Sadece bakin bu binayi insa ettiler ve gittiler deniyor. Diger kulturlerin basarilarini gormezden gelip, kendini merkez alirsan olmaz, baris da olmaz, huzur da. Sanki adamlar saray insa etmeye gelen isciler.


Aksaminda da tabiki Flamenko gosterisine gittim. Hostel’in mutfaginda oturmus, nasi gitsem diye dusunurken baska biri daha gitmek istedigini soyledi. Onunla konusurken baska biri daha katildi. Hostelde ayrildigimizda 11 kisiydik. Flamenko gosterisinden sonra da eglenceye devam ettik ve tapas bar’a gittik. Tapas meze gibi. Ancak Tapas barlarda tapas icin ucret alinmiyor. Ayrica cok ucuzlar. Ne icersen ic yaninda tapas veriliyor bedava. Sangria (rum+kirmizi sarap+bilmedigim birsey+fanta) 1.85€, bira 1,60€. Haliyle birkac icki icip (kola da olur) doymak mumkun. Tapas duruma gore hamburger de olabiliyor. paella valenciana (deniz mahsulleri pilavi) da olabiliyor ya da izgara sucuk da. Tabi yaninda salamura zeytin ve patates cipsi dahil. Iste bu grupla eglendik baya. Son derece de uluslararasi bir gruptu. Solda saga: El Salvadir, Sili, Kanada, Sili, Yunanistan, Finlandiya, Arjantin, Ingiltere, Turkiye, Fransa ve Almanya. Ingiliz aksanini da cekici buldugumu anladim. Kiz konusurken bi garip oluyordum. Alkollu oldugumdan diyecem ama baska zamanlarda da boyle oluyor. Eheheh….

Ertesi gun zor da olsa uyandim. Kahvalti, dus vs derken onceki aksam tanistigim Arjantinli kizin da ogun ayrilacagini ve benim gezmek istedigim mahalleyi gezmek istedigini ogrendim. Sevilla’ya hareket etmeden Arap ve Yahudi mahallesini gezdik beraber. Dar sokaklari ve beyaz evleri ile gayet guzeldi. Halen cogu yerine araba giremiyor. Yikilan evlerin iclerinde de halen Arap harfleriyle yazilmis suslemeler cikiyor. Fotograflarini cekmedigime yanarim. Sonra’dan da yukaridaki tepeye cikip hippi tarzinda, evsizlerin yasadigi yerleri gezdik. Neresi ilginc diyecek olursaniz, tepelerde magaralar var ve hippiler bu magaralari mesken edinmisler. Kimisi kapi takmis, kimisi kapisiz bu magaralarda yasiyor. Tehlikeli de degiller. Sadece gelip sigaran var mi diye soruyorlar. Bi de kokuyorlar :) Magaralarin fotogari asagida. (ortadaki luks, koltugu falan var, eheh)

Donus yolundaki koltugu postmodern sanat sandim ama sonrada civardaki magaralardan birinde yasayan hipplerden birinin oraya koydugunu dusundum. Gene de ilginc duruyor tepenin basinda tek basina bir koltuk

Sonra hostele donup hazirlandim. Bu arada hostel gercekten cok guzeldi. Terasi, mutfagi, DVD odasi, konumu… Her seyi ile mukemmeldi. Benim odam 12 kislikti ama hic rahatsiz olmadim ve rahatsiz edilmedim. 14:30′daki treni yakalamak icin cabaladim ama maalesef yakalayamadim. 15:30`daki otobusu yakalayabildim. Bir saat oncesinden aldim bileti ve son koltugu aldim. Benden sonra gelenler bir sonraki otobuse kaldi. Ucaklarin rotar yapmasina aliskinim ama ilk defa otobusum rotar yaoiyordu. Hem de kalkis noktasindan binmeme ragmen. 3 saatlik yolculugun buyuk kisminda uyudum. Normalde Samsun - Istanbul arasi gece seferlerdinde bile uyumadigim icin ilgincti benim icin.

Hostel’e vardigimda aksam olmak uzereydi ve resepsiyondaki kadin kotu haberi verdi. 6 kisilik odada kalanlarin 4`u Ispanyol’du ve 10 kisilik bir grubun parcasiydi. Bu da demek oluyor ki oda arkadaslarim ile konusma firsatim olmayacakti. (Granada’da 12 kisinin 5′i ile sabaha kadar eglenmistik) Sonradan diger 1 kisinin Italyan oldugunu ogrendim. Guzel bir haberdi.

Aksam yemegi icin disari cikmayi planliyordum cunku Italya’da pazar gunleri acik hicbir market yok. Ozellikle de aksamustu imkansiz. Sonra mutfakta supermarket posetleri gordum. Amerikan aksani ile konusan bir grup kiz birseyler pisiriyordu. Ben de umutsuzca alisverisi bugun yapip yapmadiklarini sordum. Evet dediklerinde nasil sevindim anlatamam. Megersem Ispanya’da sabah 8 gece 2 arasi, haftanin her gunu acik supermarketler zinciri varmis. Gidip birseyler aldim. Dondugumde Ispanya’da Erasmus yapan Italyan kizlar ile karsilastim. Ben pisirmeye basladiktan sonra duzenli olarak mutfaga girip cikmaya basladilar. Ilk basta benim yemegimi elestiriyorlar sandim. Megersem bu guzel koku da nerden geliyor ve ne pisiriyor diye bakiyorlarmis. Sonrasinda da muhabbet devam etti. Aksam icin davet ettiler ama ben coktan odamdaki Italyan’a soz vermistim. Adres sordugum Amerikali kizlar da davet ettiler ama maalesef…

Italyan ile tarihi merkeze yuruyup hem birseyler icmeye hem de atistirmaya karar verdik. Kopruden gecerken “hey!” diye biri seslendi. Dilenci cocuklardan biri sandim ama donup baktigimda adres sordugum Amerikali kizlardan birini gordum. Megersem arkadaslarindan biri ile aptalca bir sebepten dolayi kavga etmis, gruptan ayrilmis, hostele tek basina donmek istemedigi icin de koprude mal mal duruyormus. Beni gorunce de bize katilmaya karar vermis. Sonradan o da katildi ve birseyler ictik. Sonra da donus yolu uzerinde ilginc bir bara ugrayip hostele donmeden son kez birseyler ictik. Beklenmedik anlarda ve kafayi bulunca, barmen uzaktan kumanda ile tependeki trantulayi asagi sarkitiyordu. Amerikali kiz, Avrupa’da insanlarin neden kendisinden nefret ettigini ve onu asagilayan, samimiyetsiz hareketlerde bulundugunu anlamaya calisiyordu. Kendisine yardimci olamadik. Anlatamadik durumu.

Kaldigim oda hostelin en kotu odasiydi. Penceresi yoktu ve kokuyordu. Hostel ise gercekten cok cok guzeldi. Yeni restore edilmis. Her odada klima vardi. Geceleri soguk oluyordu. Odayi ise 23 dereceye ayarliyorduk ve misil misil uyuyorduk. Odadaki Ispanyollar da essek cikmadi. Hatta Ispanyollardan iki tanesi Italyanca biliyordu. Donerken de Ispanyol kizlardan bir tanesi ile ayni anda gittik havalimanina ve vakit gecirmek kolay oldu.

Ertesi gun sehri gezdim. Sehir guzel meydanlar ve binalar ile dolu. Metro calismasi ise felaket. Parca parca degil de her yerde ayni anda baslamislar. O yuzden sehir devasa bir santiye. Ilk once Alcazar Sarayi’na gittim ama kapaliydi pazartesi oldugu icin. Sonra da Avrupa’nin en buyuk katedrallerinden biri olan katedrali gezdim.

Artik Hristiyanlik ile ilgili seyleri gormekten bunaldigim icin hicbiri cekici gelmiyor. 30 kusur katli kuleye tirmanmak en iyi kismiydi. Sehri tepeden bir gordum. Hadi size de bir kiyak yapayim, bakin sehir nasil gorunuyor.

Aksaminda da Slovak ve Eston arkadaslarla kilisenin onundeki toren benzeri seyi izledik. Paskalya oncesi her pazar yapiyorlarmis. (Paskalya 8 Nisan’da bu sene) Isa’nin acisini tasvir ediyorlarmis. Bando grubu birseyler caliyor, kilisenin etrafinda yarim tur atip tekrar geliyorlar. Bi cins geldi gozume.

Aksam da Amerikali kizlarla ve Slovak kizla disari ciktik. Flamenko izleyecektik ama Amerikalilar yanlis adrese goturdu bizi. Yagmur da baslayinca ilk tapas bar’a girip birseyler ictik. O da eglenceliydi.

Ertesi gun son gundu ve ucagim 20:50′de kalkiyordu. Yani tum gunu gezerek gecirebilecektim. Hepimiz ayrilacagimiz icin Slovak, Alman ve ben Alcazar’i gezmeye basladik. Slovak kizin ucagi erken oldugu icin o ayrildi. Ben ve Alman gezdik Alcazar’i. Ogrencilere ucretsiz olmasi guzeldi. 7€`dan kurtardi beni. Buyrun sarayin fotograflari:



Sarayi gezdikten sonra ogle yemegini yemeye karar verdik. Hostel’de deniz urunleri pisirmek en iyi secenekti. Gerci ilk basta bir Alman’in pisirecegi dusuncesi beni korkuttu ve hadi iki cesit yiyelim onerisi getirdim. Kabul edince o midye ben de hamsi pisirdim.

Yanlis gormediniz, hamsinin kilosu 9,80€. Ayrica bizim hamsinin tirnagi olamaz. Canim ulkem. Neyse ben bunlari temizleyip, balik ununa batirip pisirince bir lezzetli oldu, anlatamam. Alman mutfagi konusunda da yanilmamistim. Midyeleri tencereye koydu, az bi su ekledi, birazcik kaynatip servis etti. Uzerine limon ekip yemeye basladi. Ben de tabi nezaketen (ve acliktan) birkac tane yedim. Sonra benim hamsiler geldi ki of of. Zaten Alman da soyledi. Gecen gun gittigi balik restoranindaki baliklardan daha lezzetliydi benim baliklar dedi. Tabi dedim, olacak o kadar. “Karadenizliyuz daa”

Havalimanina gitmeden bos vaktimde etrafi dolastim. Star Wars’u hic izlemedim ama meydanlardan birini (Plaza de España) gezdim. Gercekten harika bir yer. Kocaman bir yapi ve suslemeri ile oldukca guzel duruyor.


Metro calismasi icin her yer kazilmis, delik desik edilmis durumda. Kazi calismasi olmayan yer icin de guzel seyler soylemek mumkun degil, Sokaklar su birikintisi ve camur dolu. Beyaz ayakkabi giymek icin kesinlikle yanlis zaman.

Donus ise gene Ryanair ile oldu. Tam zamaninda kalkti. Ucakta Ryanair cekilis biletlerinden aldim. Maalesef 1 milyon euro bana cikmadi :) Gerci ustu acik Mini Cooper’a da raziydim. Elim bos dondum Italya’ya.

Ucakla surekli batiya 2,5 saat boyunca gitmenize ragmen Sevilla ile Pisa arasinda saat farki yok. Dolayisiyla gunes daha gec batiyor (ve haliyle daha gec doguyor) Ama gune zaten 9-10 gibi basladigim icin sabah karanligi pek ilgilendirmiyordu beni. Zaten Ispanyollari ilgilendirdigini de sanmiyorum. Pisa’da hava 6 gibi karariyor. Ispanya’dan sonra pek ic acici gelmiyor.

Mecit’in de Belcika oldugu haberini Amerika’dan aldim. Bana birsey soylemeyen butun arkadaslarimi alinlarindan opuyorum. Tesekkur ederim benimle irtibat halinde kaldiginiz icin. Blog sayfama yorum yazmayani da Ispanya’dan aldigim, arenada bogalara saplanan sislerle kucaklayacam.

Ispanya’dan selamlar

Şubat 18, 2007 by Kaan

Ispanya seyahatim devam ediyor. Yakinda fotograflarla burada olacagim. Kisaca ozetlemek istedim gene de.

Valencia: San Diego’yu animsatti birazcik. O yapilasma, o zenginlik. Ama daha bi sicak gozuktu gozume. Amerika’nin o yapayligi yok gibiydi. Ya da hava fazla sicakti…

Granada: Hakikaten guzel yer. Alhambra sarayi muazzam. Muslumanlar buyuk uygarlik getirmis bu topraklara. Gormezlikten gelenlerin gozu kor olsun.

Sevilla: Daha yeni vardim ama ilk izlenimime gore zamaninda cok zengin olduklari anlasiliyor. Metro calislmalari sehrin her tarafinda. Sehri ziyaret etmek icin kesinlikle yalnis zaman.

Ispanya: Ulasim cok pahali. Tapas (meze) barlar keske bizde de olsa. Ne icersen ic yaninda mezeni veriyorlar bedava. 2-3 icki (alkollu ya da alkolsuz) icip doyabilirsin. Ingilizce hemen hemen hic yok. Bunlar da Fransizlarin bi cinsi. Kendi dillerini dunyanin dili saniyorlar. Ama Fransizlar gibi snob olmadiklari icin de kendilerinden tiksindirmiyorlar. Kendi malliklarina veriyorum.

Hepinizi cok seiyorum

España

Şubat 2, 2007 by Kaan

Ispanya`ya gidiyorum gencler. Verdigim ani karari konsoloslugu arayaraktan tasdik ettim. Vizeye ihtiyac duymuyorum gitmek icin. Dolayisiyla 14 Subat`ta Pisa`dan Valencia`ya ucuyorum. Donusum ise 20 Subat`ta Sevilla`dan Pisa`ya. 2 gece Valencia, 2 gece Granada, 3 gece de Sevilla`da kalmayi planliyorum. Aslinda Granada`yi hic dusunmemistim ama dun gece Erasmus film gecesinde tanistigim Ispanyol kiz mutlaka git dedi. Baktim yol uzerinde. Oraya da bir ugrarim. Maliyet dusuk. Gidis ucak bileti 20€, donus bileti de 40€. Vergiler dahil. Yurtdisi cikis fonu yok, vize ucreti yok. Atla ucaga, gez, gel.

Bu arada yukledigim youtube`a yukledigim videolarin da linkini burdan da verecegim. Buyrun ilk iki video su adreslerde:

http://www.youtube.com/watch?v=R7RRxdwmGaA

http://www.youtube.com/watch?v=YH6STsBB77M

Opuyom hepinizi

Korkunc dogalgaz faturasi

Şubat 1, 2007 by Kaan

Italya`da dogalgaz cok pahali, acaip pahali, sakin cok kullanmayin dediler. Biz dinlemedik kullandik. Gittigim her ev ya soguktu ya da zar zor ceketsiz oturulabiliyordu. Biz ise evde donla dolasiyorduk. Neyse… Faturalar herkese bir bir gelmeye basladi. En son Kadri’nin evine 285€’luk fatura gelince ben de kullandigi metrekupu hesapladim ve bize uyarladim. Bizim de 250€ civarinda odememiz gerekiyordu. Bugun fatura bize ulasti. Gelen fatura tam tamina: 36€. Tabi evi 3 kisi paylastigimiz icin de adam basi 12€ dusuyor. Fatura da iki aylik. Yani Ekim, Kasim ve Aralik aylarinin toplam faturasi. Umarim bir yanlislik yoktur da acisi sonradan cikmaz.

Marina Di Pisa

Ocak 29, 2007 by Kaan

6 aylik Erasmus icin gelenler sehirden ayrilmaya basliyor. Vedalasmalar vs. Gidenlerden biri de Kadri diye Estonyali bir arkadas. Ama o Roma`ya tez yazmak icin gidiyor. Okulun verdigi tanitim kitapciginda marinanin fotografini gorduk. Kadri Pisa`dan ayrilmadan da gittik.

Pisa, eskinin liman sehri. Arno nehri (Firenze’den de gecen) denizi 8 km doldurunca deniz gucunu kaybediyor. Simdi ise marina olarak kullaniliyor deniz kenari. Bana bizim Ege kiyilarini hatirlatti. Sirasiyla: deniz, deniz kenarinda restoranlar, islek olmayan bir yol, park yeri ve cam ormani. Marina olarak da nehri kullaniyorlar.

Hava oldukca guzeldi. Dalgakiranlara carpan dalganin sesini ve iyot kokusunu da ozlemisim. Orda biraz vakit gecirmek iyi geldi. Zaten de kucuk bir yer. Pazar gunu de 1-2 bar haric her yer kapaliydi. 2 saat sonra donduk. O bile yetti.

Koc Gibi

Ocak 27, 2007 by Kaan

Efendim Katha`ya nazar degdi anlasilan. Once bi guzel ishal oldu, o devam ederken soguk alginligi, ustune de ic kulak iltihabi olunca ne okula gidebildi ne de ders calisti. Ishal de sirtimdan vurdu. Hani yemegimizi en iyi sekliyle tanitalim diye kebap icin Tike`ye gittik. Bi guzel yedik ictik. Tabi ki de beklemiyodum ordan da midesi bozulsun diye ama artik neyse ki son gun gittik de, Turkiye`deki gezme olaylari aksamadi. Artik iyi, koc gibi masallah.

Ben ne ettim? Adlarini bilmedigim iki dersin final sinavindan gecip rahatladim. Ikisi 10 kredi ediyor. Geriye kaldi basarili olmam gereken 20 kredi. Eger bu donem baska ders gecemezsem ikinci doneme kaliyor 20 kredi. Zor oluyor artik ogrencilik. Calismaya baslamak lazim.

Business Class

Ocak 17, 2007 by Kaan

Istanbul’daki guzel gunlerden sonra Italya’ya donmek cok zor geldi. Istemeye istemeye de olsa bavulu hazirladim. Havalimanina giderken de icimde bir heyecan yoktu. Genelde yurtdisina cikarken baya bi heyecanlanirim. Neyse ki durumu hafifletecek seyler de vardi: Bedava Business Class ucak bileti gibi. Hakikaten iyi oluyormus. Hic sira beklemeden bavulunu ver, kendine ozel pasaport kontrolunden gec, kendine ozel bekleme salonunda ucagi bekle, bedava yemek ye, icki ic, ucaga herkesten once bin, herkesten once in, menuden sectigin yemek onune porselen tabaklarla servis edilsin, bavulun bagaj bandina ilk once gelsin vs… Bu arada yemek zevki de farkli oluyor. Istedigin sarab bulup getiriyorlar havada. Tabi benim neyime bunlar o ayri.

Bu yemekten sonra da anayemek olarak kuzu kulbasti getirdiler. Ustune de frambuazli pasta vardi ama hem vakit yoktu hem de yiyecek durumum.

Havalimanini bildigim icin ve bavulu da cok beklemedigim icin Roma`ya giden treni yakaladim. Roma`ya erken varinca da hemen Pisa`ya kalkan diger treni yakaladim. Yalniz makineden ben bileti alirken biletin bir kismini makinada unutmusun. Nasi yani? IC (Inter City) trenine bilet alinca makina iki bilet veriyor. Birincisi trenin bileti, ikincisi de rezervasyon yaptigin koltugun bileti. Ben aceleyle tren biletini beklemeyi unuttum cunku tam birinci bilet ciktiginda duduk calindi. Ben kostura kostura zor yakaladim. Sonra da konduktore durumu anlatinca adam hic sorun cikartmadi.

Pisa’ya da zamaninda geldim ve kizlar tarafindan karsilandim. Insan daha ne ister. Sonra da yorgunluktan nasik yattiysam ayni pozisyonda uyandim sabah olunca.