‘Gezi’ Kategorisi için Arşiv

Umbria Jazz

Temmuz 9, 2007

6-15 Temmuz, Umbria Jazz gunleri bu sene. Zaten Perugia’yi cok sevmisimdir, bir de her meydanda Jazz Konserleri olunca sehir daha da bir guzel oldu.

 

Merakimizdan ve Jazz dunyasina da giris yapmak istedigimizden, Katha ile Uri Caine & Paolo Fresu konserine gittik. Uri piyanist, Paolo trompetci. Ilk basta biraz hayalkirikligi yasadim cunku ben klasik jazz (piyano, saksafon, davul) hevesiyle gitmistim. Konserden yarim saat once bileti alip baliklama dalinca boyle oluyor. Ama dusundugumun aksine keyifli dakikalardi. Muziklerini sevdim. Paolo’nin sandalyede oturusu ve hareketleri biraz cins geldi gozume.

Trasimeno Gölü

Temmuz 8, 2007

Dediler ki orda, bir göl var uzakta. Gidelim güneslenelim. Ben de hem günes altinda mayismak fikri cazip geldiginden, hem genclerle birlikte olalim diye, hem de ic kesimlerde nasil oluyor bu isler diye merakimdan kabul ettim. Trasimeno Gölü’ne gittik. Eglenmesine eglendim ama bir daha göl kenarindaki kumsala gitmeden once sunlari goz önünde bulunduracagim:

 1) Göldeki bakteriler, mikroplar vs vücuttaki en ufak deliklerden (büyüklerden hoplaya ziplaya zaten) girip feci hastaliklara yol aciyorlar. Bobrek iltihabi dahil. O yuzden yuzmek ne kelime, suya dokunmak bile tehlikeli.

2) Tek serinleme yontemi dus almak. O sicakta mayisip da suya girememek beni yedi.

3) Kumsal yapay ama kumsali olusturan kumlar da yapay. Ufalanmis kayalardan kum yapmislar. Üstünü basini batiriyor, pisletiyor.

4) Ortamda normalin ustunde amele var.

Memleket

Haziran 29, 2007

1 Temmuz’da Istanbul’a gelip, 5 Temmuz’da tekrar Italya’ya donuyorum. Tabi biraz zorlu olacak. Pisa’dan gece 2′de ayrliyorum. 7 civari (bir aktarma ile) havalimanina variyorum. Sonra da 11:40′taki ucagi bekliyorum. Baska bir  secenek daha var ama daha pahali ve daha guvensiz cunku sadece 1 saat vaktim kaliyor ucagi yakalamak icin. Italya’da 4 saat rotar yapan trenleri bildigim icin essegi 4,5,6,7 kaziga birden baglamak en iyisi.

<>Goruselim gencler.

Sugni in Sicilia, capisti?

Mayıs 16, 2007

(Ben Sicilyaliyim, anliyorsun?)

Dunyanin hicbir yerinde bulunamayacak yoreye ozgun lezzetli yemekler, tatlilar, temiz bir deniz, ne soguk ne de bayiltici sicak bir hava, son derece dost canlisi insanlar, gercek bir medeniyetler karisimi (Fenike, Yunan, Arap, Norman, Ispanyol, Fransiz ve elbet Italyan kulturu), dizel bir Opel Astra SW, ucuz fiyatlar, 1 Turk (Kaan), 1 Alman (Katharina), 3 Ispanyol (Silvia, Julia, Fermin) ve ilk defa katildigim 4 gunluk kamp macerasi: SICILYA!!!



12 – 16 Mayis arasinda Sicilya’daydim. Gercekten de bahsedildigi kadar guzel bir ada. Adanin cevresinde bir tur atmak 1000km civarinda suruyor. Palermo’nun trafiginden daha kotu bir trafik gormedim. Ilk baslarda normal kullanmaya calistim ama olmadi. Sehir icinde bile zigzaglar cizip, makas atmadan ilerlemek imkansiz. Otoyollarda da hiz siniri 130 km/s ama denetleme olmadigi icin git gidebildigin kadar. Bir de arabanin bilgi ekranini Turkce yapip haftanin 4 gununu Turkce olarak ogrettim. Boyle de milliyetciyimdir =)

Yemekler gercekten lezzetli ve yorenin yemekleri. Ornegin murekkep baliginin murekkebi ve eti ile pisirilen sphagetti harika. Ilk basta igrenc gibi gelse de (ozellikle de gorunusu) tadini alinca gozunuz birsey gormuyor. (Italyanca vucut dili ile lezettli oldugunu anlatmak icin isaret parmaginizi yanaginiza goturup, yanaginizi oyar gibi yapin)

Tatlilar da sadece burada yenilebilen cinsten. Cesit cesit meyve seklinde ve badem ezmelerinden yapilmis tatlilar ve adini hatirlamadigim diger tatlilar da oldukca lezzetliydi.

Sicilya’daki 4 gecenin 2 gecesinde kamp yerlerinde, 1 gecesinde (yasak olmasina ragmen) kumsalda ve 1 gece de (son gece, ucaga 5 saat kala) arabada uyuduk. Kamp gercekten cok eglenceli ancak her gun yer degistirmemek lazim. Cadiri kurup sokmek her gun yapilacak is degil. Kamp olayini tuttum, bundan sonra firsat buldukca kamp yapmaya gidiyoruz gencler.




Sicilya’nin kucuk sehirlerini buyuklerinden daha cok sevdim. Ornegin bu fotograf Erice diye ufacik bir yerde cekildi. O sokaklarda vakit gecirmek baska bir duygu.

Agrigento’daki Tapinaklar Vadisi (Valle dei Templi) gorulmesi gereken yerlerden biri. Savaslar ve Hristiyanlar sagolsun pek birsey birakmasalar da geriye, kalanlar guzel. Agrigento ve Siracusa’da kendimi Atina’da oldugumdan daha fazla Yunan kulturu icinde hissettim. Yani Sicilya Yunanistan’dan da Yunan gozuktu gozume. Bir de alakasiz ama kulagima gelen dedikoduya gore cingenelerin (yani Ercan vs) Yunanistan’da supermarket ve eczanelere girisi yasakmis. Bilen varsa bir citlatsin dogru mudur degil midir.

Sicilya’ya gitmisken tabi deniz, kum ve gunesten de nasiplendik. Zaten apacik ortada ama ben gene de yazayim kim kimdir: Ben, Julia, Silvia, Katharina :) )

Arabayi SW secmekle iyi etmisiz, Ancak koca bir bagaj bizi kurtarirdi. O da uc ucuna yetti zaten.

Ve donus… Ucuslar ogrencinin dostu RyanAir ile. Iyi ki birileri dusuk ucretli havayollarini ortaya cikartti. Gidis donus vergiler dahil 60€. Aslinda 14€ ucak bileti ve gerisi vergiler. O da ayri hikaye. Bir ara ona da deginirim.

Carnavale Viareggio

Mart 17, 2007

Paskalya’dan 40 gun oncesine kadar karnavallar oluyormus. Bunlardan biri de Viareggio’daydi. Biraz da yapacak birsey olmadigindan gittim. Bekledigimden cok daha guzeldi. Biz de oyun kartlari seklinde giyindik. Viareggio’ya (Pisa’ya 20 dakika trenle) gittik.

Ben maca iki oldum. Kimse de bana soylemedi. Sonradan anladim ki eger ki bir kiz bir erkegi reddederse bu durum icin “maca ikiyi aldin” diyorlarmis. Ben de butun gece maca iki olarak dolastim :)

Gecenin ortalarina dogru ortam iyice kalabaliklasti. Herkes sarhos, herkes salak, herkes mutlu. Pisa’ya geldikten sonra gecirdigim en eglenceli anlardan biriydi.


Super bonita!

Şubat 22, 2007

Fotograflarla tekrar karsinizdayim. Ispanya gezim bekledigimden cok daha iyi gecti. Ispanya’ya hep gitmek istemistim. Ozellikle de Endulus’e. Pisa’da da yapacak hicbir sey olmayinca ve ucuz ucak bileti de bulunca atladim hemen. Valencia’dan baslayip Sevilla’da bitti gezim, arada da Girnada’ya (Granada) ugradim. Valencia ile Girnada arasi 550 km ancak trenle 8, otobusle 9 saat suruyor. Ben gece treni ile gittim ama hem pahali hem de rahatsiz. Bir dahakine araba kiralamak lazim. Yeni gezide hep barberiz gencler. Gezelim, gorelim.

Pisa’dan ayrildigimda hava yagisli ve soguktu. Valencia’ya vardigimda ise gunesli ve 22 dereceydi. Aylar sonra montsuz, kabansiz sadece t-shirt ile gezmek keyifliydi. Aksam vardigim icin de cok fazla birsey yapamadim. Biraz etrafi gezip hostel’e geri dondum ve yattim. Oda 4 kisilikti ve gece 1 civari Meksikali bir cift geldi. Essogluessek fena horluyordu ama onceki tecrubelerimden ders alarak yanimda kulak tikaci getirmistim. Sorun olmadi horlamasi. Daha sonradan San Diego’da yasadiklarini (kiz Broadway and 2nd’da calisiyormus) ve Granada’ya gideceklerini soylediler. Benim icin de iyi bir firsatti. Hem kisa zamanda gidebilir hem de daha ucuza mal olabilirdi. (Tren 45€, otobus 38€)
Benim Valencia’daki ilk gunum oldugu icin onlarla gidemedim.

Ertesi sabah Sanat ve Bilim Sehri’ne (Ciudad De Las Artes Y Las Ciencias) gittim. Asagidaki fotografta bir kismi gorebilirsiz. Icinde ozel bir sinema, sanat merkezi, muze ve dev akvaryum var. Hafiften San Diego’nun konferans salonunu andiriyor ama daha bi ihtisamli, daha bir guzel. Zaten sehir de San Diego’nun Avrupa versiyonu gibi. (kizlar dahil)

Ilk once akvaryuma gittim. Bizim Folarya’ya yapilmasi planlanan dev akvaryumun bir benzeri. Giris ucreti oldukca pahaliydi (ogrenci indirimi ile 16€) ve parasini hak edecek kadar guzeldi. Zaten gelmisken de bi gormek lazimdi. 3 saat civarinda surdu. Kis oldugu icin yunus gosterisi yoktu. Bir tek ona yanarim.

Karidesler, istakozlar ve diger bilumum canlilar (palamut vs) ac karnina gorulmemesi gereken seyler. Mazallah insanin aklina kotu seyler gelebiliyor. Onun yerine yengec, bocek vs izlenebilir.

Bir de testere baligini hep merak etmisimdir. Burda gordum. Gerci o testereyi ne icin kullaniyor goremedim ama sonucta ilginc. Ustunden kopekbaligi gecerken tirsmadigina gore bildigi birsey vardir.

Sadece baliklar degil, baska hayvanlari da koymuslar.


Valencia guzel, bakimli ve zengin bir sehir. Ayni zamanda pahali. Benim hostelim merkez pazarin (Mercado Central) hemen yanindaydi. Bizim Misir Carsisi’nin gida uzerine olani gibi. Orada asili duran domuz butlarinin kilosu 22€. Kapis kapis da satiliyor. Ben meyva ile yetindim.

Aksam da Italya’dan gelen arkadaslarla bulustum. Pek eglenceli olduklarini soyleyemem. Ne kadar az vakit gecirsem de bunaldim yanlarinda. Ne yemek icin karar verebildiler ne de aksam disari ciktilar. En iyisi bildigin kisilerle yola cikacaksin. Neyse… Bu genclerle America’s Cup icin insa edilen yerleri gezdik. Valencia’da olacakmis, o yuzden buyuk bir hazirlik var Valencia’da.

Aksam “La Indiana” adli bir diskoya gitmek istedim ama gelmediler ki Ispanya’nin en iyi gece kluplerinden. Akvaryum seklinde tasarlanmis, dans ederken ve ickini icerken yanindan kopekbaliklari ve diger baliklar geciyor. Ama gel gor ki uygun kiyafetimiz yok diye gelmediler. Zaten iki seye sinir oldum ve Ispanya tatilimin en kotu tarafi olarak hafizamda yer etti. Bir tanesi La Reina’ya gidememek (ki onun icin Valencia’da iki gece kaldim, yoksa bir gece kalip ertesi gece Granada’ya gidecektim) otekisi de Valor adli cikolata restoraninda sicak cikolata icememek. Eksisozluk’te okumustum ne kadar guzel oldugunu, gittim gordum ama giremedim. Gruptan bir tanesi dinsel olarak cikolata yemiyor. Paskalya’dan sonra yiyebilirmis. Bir tanesi midesinden sorunu oldugu icin sicak cikolata icmedi. Digeri de pahali diye. Neyse ki seyahatin geri kalan kisminda rahttim.

Ertesi gun de Valencia kumsalina ugradik. Kumsal Atakum gibi ama amelesi yok, cevre duzenlemesi daha iyi ve kumsali daha genis. Peki ben neresini benzettim derseniz bilemeyecem ama benziyordu iste. Ehehe…

Aksam da son kez bir tur yapip 00:51′de trenime bindim. Tabi oncesinde de son kez bir tur yapip Valencia’ya soyle bir alici gozuyle baktim. Sehir gercekten guzel.

Ispanya’da dikkatimi ceken sey de ozgurluk. Orengin Valencia’da tabelalar iki cesit. Birincisi Ispanyolca ikincisi Valencia dilinde. Ulkenin her kesminde boyle. Resmi dil Ispanyolca ama anadillerini de kullanma haklari var. Hatta Bilim ve Sanat Sehri’ndeki butun tabelalar Velencia dilindeydi. Sanirim Fransizca’ya daha yakin bir dil. Sonucta rahat rahat konusabiliyorlar. Acaba bizde biri boyle birsey denese ne olur? Tabi butun bunlari yaparken de herkes Ispanya icin calisiyor. Cogunlukla birlikte hareket ediyorlar ve cogunluga zarar verecek birsey yapmiyorlar. Krallarini da cok seviyorlar. Diktator Franco’dan dilleri yanmis bir kere.

Daha sonra ikinci durak Granada’ya vardim. Ispanya’da gezdigim uc sehirden en cok sevdigim oydu. Alhambra Sarayi muazzam. Ama sinirlenmedim de degil. O Araplar ki medeniyeti Avrupa’ya getirmisler, zamaninin en ileri medeniyetini Avrupa ile tanistirmislar, butun ileri gelenler egitim icin o topraklara gelmisler, bilimsel calismalarin besigi olmuslar ama bugun kendilerinden bahsedilmiyor. Sadece bakin bu binayi insa ettiler ve gittiler deniyor. Diger kulturlerin basarilarini gormezden gelip, kendini merkez alirsan olmaz, baris da olmaz, huzur da. Sanki adamlar saray insa etmeye gelen isciler.


Aksaminda da tabiki Flamenko gosterisine gittim. Hostel’in mutfaginda oturmus, nasi gitsem diye dusunurken baska biri daha gitmek istedigini soyledi. Onunla konusurken baska biri daha katildi. Hostelde ayrildigimizda 11 kisiydik. Flamenko gosterisinden sonra da eglenceye devam ettik ve tapas bar’a gittik. Tapas meze gibi. Ancak Tapas barlarda tapas icin ucret alinmiyor. Ayrica cok ucuzlar. Ne icersen ic yaninda tapas veriliyor bedava. Sangria (rum+kirmizi sarap+bilmedigim birsey+fanta) 1.85€, bira 1,60€. Haliyle birkac icki icip (kola da olur) doymak mumkun. Tapas duruma gore hamburger de olabiliyor. paella valenciana (deniz mahsulleri pilavi) da olabiliyor ya da izgara sucuk da. Tabi yaninda salamura zeytin ve patates cipsi dahil. Iste bu grupla eglendik baya. Son derece de uluslararasi bir gruptu. Solda saga: El Salvadir, Sili, Kanada, Sili, Yunanistan, Finlandiya, Arjantin, Ingiltere, Turkiye, Fransa ve Almanya. Ingiliz aksanini da cekici buldugumu anladim. Kiz konusurken bi garip oluyordum. Alkollu oldugumdan diyecem ama baska zamanlarda da boyle oluyor. Eheheh….

Ertesi gun zor da olsa uyandim. Kahvalti, dus vs derken onceki aksam tanistigim Arjantinli kizin da ogun ayrilacagini ve benim gezmek istedigim mahalleyi gezmek istedigini ogrendim. Sevilla’ya hareket etmeden Arap ve Yahudi mahallesini gezdik beraber. Dar sokaklari ve beyaz evleri ile gayet guzeldi. Halen cogu yerine araba giremiyor. Yikilan evlerin iclerinde de halen Arap harfleriyle yazilmis suslemeler cikiyor. Fotograflarini cekmedigime yanarim. Sonra’dan da yukaridaki tepeye cikip hippi tarzinda, evsizlerin yasadigi yerleri gezdik. Neresi ilginc diyecek olursaniz, tepelerde magaralar var ve hippiler bu magaralari mesken edinmisler. Kimisi kapi takmis, kimisi kapisiz bu magaralarda yasiyor. Tehlikeli de degiller. Sadece gelip sigaran var mi diye soruyorlar. Bi de kokuyorlar :) Magaralarin fotogari asagida. (ortadaki luks, koltugu falan var, eheh)

Donus yolundaki koltugu postmodern sanat sandim ama sonrada civardaki magaralardan birinde yasayan hipplerden birinin oraya koydugunu dusundum. Gene de ilginc duruyor tepenin basinda tek basina bir koltuk

Sonra hostele donup hazirlandim. Bu arada hostel gercekten cok guzeldi. Terasi, mutfagi, DVD odasi, konumu… Her seyi ile mukemmeldi. Benim odam 12 kislikti ama hic rahatsiz olmadim ve rahatsiz edilmedim. 14:30′daki treni yakalamak icin cabaladim ama maalesef yakalayamadim. 15:30`daki otobusu yakalayabildim. Bir saat oncesinden aldim bileti ve son koltugu aldim. Benden sonra gelenler bir sonraki otobuse kaldi. Ucaklarin rotar yapmasina aliskinim ama ilk defa otobusum rotar yaoiyordu. Hem de kalkis noktasindan binmeme ragmen. 3 saatlik yolculugun buyuk kisminda uyudum. Normalde Samsun – Istanbul arasi gece seferlerdinde bile uyumadigim icin ilgincti benim icin.

Hostel’e vardigimda aksam olmak uzereydi ve resepsiyondaki kadin kotu haberi verdi. 6 kisilik odada kalanlarin 4`u Ispanyol’du ve 10 kisilik bir grubun parcasiydi. Bu da demek oluyor ki oda arkadaslarim ile konusma firsatim olmayacakti. (Granada’da 12 kisinin 5′i ile sabaha kadar eglenmistik) Sonradan diger 1 kisinin Italyan oldugunu ogrendim. Guzel bir haberdi.

Aksam yemegi icin disari cikmayi planliyordum cunku Italya’da pazar gunleri acik hicbir market yok. Ozellikle de aksamustu imkansiz. Sonra mutfakta supermarket posetleri gordum. Amerikan aksani ile konusan bir grup kiz birseyler pisiriyordu. Ben de umutsuzca alisverisi bugun yapip yapmadiklarini sordum. Evet dediklerinde nasil sevindim anlatamam. Megersem Ispanya’da sabah 8 gece 2 arasi, haftanin her gunu acik supermarketler zinciri varmis. Gidip birseyler aldim. Dondugumde Ispanya’da Erasmus yapan Italyan kizlar ile karsilastim. Ben pisirmeye basladiktan sonra duzenli olarak mutfaga girip cikmaya basladilar. Ilk basta benim yemegimi elestiriyorlar sandim. Megersem bu guzel koku da nerden geliyor ve ne pisiriyor diye bakiyorlarmis. Sonrasinda da muhabbet devam etti. Aksam icin davet ettiler ama ben coktan odamdaki Italyan’a soz vermistim. Adres sordugum Amerikali kizlar da davet ettiler ama maalesef…

Italyan ile tarihi merkeze yuruyup hem birseyler icmeye hem de atistirmaya karar verdik. Kopruden gecerken “hey!” diye biri seslendi. Dilenci cocuklardan biri sandim ama donup baktigimda adres sordugum Amerikali kizlardan birini gordum. Megersem arkadaslarindan biri ile aptalca bir sebepten dolayi kavga etmis, gruptan ayrilmis, hostele tek basina donmek istemedigi icin de koprude mal mal duruyormus. Beni gorunce de bize katilmaya karar vermis. Sonradan o da katildi ve birseyler ictik. Sonra da donus yolu uzerinde ilginc bir bara ugrayip hostele donmeden son kez birseyler ictik. Beklenmedik anlarda ve kafayi bulunca, barmen uzaktan kumanda ile tependeki trantulayi asagi sarkitiyordu. Amerikali kiz, Avrupa’da insanlarin neden kendisinden nefret ettigini ve onu asagilayan, samimiyetsiz hareketlerde bulundugunu anlamaya calisiyordu. Kendisine yardimci olamadik. Anlatamadik durumu.

Kaldigim oda hostelin en kotu odasiydi. Penceresi yoktu ve kokuyordu. Hostel ise gercekten cok cok guzeldi. Yeni restore edilmis. Her odada klima vardi. Geceleri soguk oluyordu. Odayi ise 23 dereceye ayarliyorduk ve misil misil uyuyorduk. Odadaki Ispanyollar da essek cikmadi. Hatta Ispanyollardan iki tanesi Italyanca biliyordu. Donerken de Ispanyol kizlardan bir tanesi ile ayni anda gittik havalimanina ve vakit gecirmek kolay oldu.

Ertesi gun sehri gezdim. Sehir guzel meydanlar ve binalar ile dolu. Metro calismasi ise felaket. Parca parca degil de her yerde ayni anda baslamislar. O yuzden sehir devasa bir santiye. Ilk once Alcazar Sarayi’na gittim ama kapaliydi pazartesi oldugu icin. Sonra da Avrupa’nin en buyuk katedrallerinden biri olan katedrali gezdim.

Artik Hristiyanlik ile ilgili seyleri gormekten bunaldigim icin hicbiri cekici gelmiyor. 30 kusur katli kuleye tirmanmak en iyi kismiydi. Sehri tepeden bir gordum. Hadi size de bir kiyak yapayim, bakin sehir nasil gorunuyor.

Aksaminda da Slovak ve Eston arkadaslarla kilisenin onundeki toren benzeri seyi izledik. Paskalya oncesi her pazar yapiyorlarmis. (Paskalya 8 Nisan’da bu sene) Isa’nin acisini tasvir ediyorlarmis. Bando grubu birseyler caliyor, kilisenin etrafinda yarim tur atip tekrar geliyorlar. Bi cins geldi gozume.

Aksam da Amerikali kizlarla ve Slovak kizla disari ciktik. Flamenko izleyecektik ama Amerikalilar yanlis adrese goturdu bizi. Yagmur da baslayinca ilk tapas bar’a girip birseyler ictik. O da eglenceliydi.

Ertesi gun son gundu ve ucagim 20:50′de kalkiyordu. Yani tum gunu gezerek gecirebilecektim. Hepimiz ayrilacagimiz icin Slovak, Alman ve ben Alcazar’i gezmeye basladik. Slovak kizin ucagi erken oldugu icin o ayrildi. Ben ve Alman gezdik Alcazar’i. Ogrencilere ucretsiz olmasi guzeldi. 7€`dan kurtardi beni. Buyrun sarayin fotograflari:



Sarayi gezdikten sonra ogle yemegini yemeye karar verdik. Hostel’de deniz urunleri pisirmek en iyi secenekti. Gerci ilk basta bir Alman’in pisirecegi dusuncesi beni korkuttu ve hadi iki cesit yiyelim onerisi getirdim. Kabul edince o midye ben de hamsi pisirdim.

Yanlis gormediniz, hamsinin kilosu 9,80€. Ayrica bizim hamsinin tirnagi olamaz. Canim ulkem. Neyse ben bunlari temizleyip, balik ununa batirip pisirince bir lezzetli oldu, anlatamam. Alman mutfagi konusunda da yanilmamistim. Midyeleri tencereye koydu, az bi su ekledi, birazcik kaynatip servis etti. Uzerine limon ekip yemeye basladi. Ben de tabi nezaketen (ve acliktan) birkac tane yedim. Sonra benim hamsiler geldi ki of of. Zaten Alman da soyledi. Gecen gun gittigi balik restoranindaki baliklardan daha lezzetliydi benim baliklar dedi. Tabi dedim, olacak o kadar. “Karadenizliyuz daa”

Havalimanina gitmeden bos vaktimde etrafi dolastim. Star Wars’u hic izlemedim ama meydanlardan birini (Plaza de España) gezdim. Gercekten harika bir yer. Kocaman bir yapi ve suslemeri ile oldukca guzel duruyor.


Metro calismasi icin her yer kazilmis, delik desik edilmis durumda. Kazi calismasi olmayan yer icin de guzel seyler soylemek mumkun degil, Sokaklar su birikintisi ve camur dolu. Beyaz ayakkabi giymek icin kesinlikle yanlis zaman.

Donus ise gene Ryanair ile oldu. Tam zamaninda kalkti. Ucakta Ryanair cekilis biletlerinden aldim. Maalesef 1 milyon euro bana cikmadi :) Gerci ustu acik Mini Cooper’a da raziydim. Elim bos dondum Italya’ya.

Ucakla surekli batiya 2,5 saat boyunca gitmenize ragmen Sevilla ile Pisa arasinda saat farki yok. Dolayisiyla gunes daha gec batiyor (ve haliyle daha gec doguyor) Ama gune zaten 9-10 gibi basladigim icin sabah karanligi pek ilgilendirmiyordu beni. Zaten Ispanyollari ilgilendirdigini de sanmiyorum. Pisa’da hava 6 gibi karariyor. Ispanya’dan sonra pek ic acici gelmiyor.

Mecit’in de Belcika oldugu haberini Amerika’dan aldim. Bana birsey soylemeyen butun arkadaslarimi alinlarindan opuyorum. Tesekkur ederim benimle irtibat halinde kaldiginiz icin. Blog sayfama yorum yazmayani da Ispanya’dan aldigim, arenada bogalara saplanan sislerle kucaklayacam.

Ispanya’dan selamlar

Şubat 18, 2007

Ispanya seyahatim devam ediyor. Yakinda fotograflarla burada olacagim. Kisaca ozetlemek istedim gene de.

Valencia: San Diego’yu animsatti birazcik. O yapilasma, o zenginlik. Ama daha bi sicak gozuktu gozume. Amerika’nin o yapayligi yok gibiydi. Ya da hava fazla sicakti…

Granada: Hakikaten guzel yer. Alhambra sarayi muazzam. Muslumanlar buyuk uygarlik getirmis bu topraklara. Gormezlikten gelenlerin gozu kor olsun.

Sevilla: Daha yeni vardim ama ilk izlenimime gore zamaninda cok zengin olduklari anlasiliyor. Metro calislmalari sehrin her tarafinda. Sehri ziyaret etmek icin kesinlikle yalnis zaman.

Ispanya: Ulasim cok pahali. Tapas (meze) barlar keske bizde de olsa. Ne icersen ic yaninda mezeni veriyorlar bedava. 2-3 icki (alkollu ya da alkolsuz) icip doyabilirsin. Ingilizce hemen hemen hic yok. Bunlar da Fransizlarin bi cinsi. Kendi dillerini dunyanin dili saniyorlar. Ama Fransizlar gibi snob olmadiklari icin de kendilerinden tiksindirmiyorlar. Kendi malliklarina veriyorum.

Hepinizi cok seiyorum

España

Şubat 2, 2007

Ispanya`ya gidiyorum gencler. Verdigim ani karari konsoloslugu arayaraktan tasdik ettim. Vizeye ihtiyac duymuyorum gitmek icin. Dolayisiyla 14 Subat`ta Pisa`dan Valencia`ya ucuyorum. Donusum ise 20 Subat`ta Sevilla`dan Pisa`ya. 2 gece Valencia, 2 gece Granada, 3 gece de Sevilla`da kalmayi planliyorum. Aslinda Granada`yi hic dusunmemistim ama dun gece Erasmus film gecesinde tanistigim Ispanyol kiz mutlaka git dedi. Baktim yol uzerinde. Oraya da bir ugrarim. Maliyet dusuk. Gidis ucak bileti 20€, donus bileti de 40€. Vergiler dahil. Yurtdisi cikis fonu yok, vize ucreti yok. Atla ucaga, gez, gel.

Bu arada yukledigim youtube`a yukledigim videolarin da linkini burdan da verecegim. Buyrun ilk iki video su adreslerde:

http://www.youtube.com/watch?v=R7RRxdwmGaA

http://www.youtube.com/watch?v=YH6STsBB77M

Opuyom hepinizi

Katha Istanbul`da

Ocak 4, 2007

Yilbasi’nda Ercanlar`in barina gittik. Onceden aramama ragmen Ercan`in adimizi yazdirmayi unutmasi 60 YTL`ye mal oldu. Yeni yila son dakika golu ile girmis oldum. Artik onumuzdeki maclara bakacagiz…

Taksim inanilmaz kalabalikti her zamanki gibi. Ben bile rahatsiz oldum derken, Katha gozleri dolmus ve korkmus bir sekilde etrafina bakiyordu. Daha sonra da soka girdi zaten. Acligini unuttu, zoraki birazcik su icti. Sonra da eve donduk zaten. Erkekleri gordukce bana kizlarin ne yaptigini soruyordu. Kendi basina eglenmek isteyen kizlar neredeydi ve eger Taksim`e yalniz basina veya kiz arkadaslari ile cikmak istese basina ne gelirdi gibi sorular soruyordu ve isin kotusu endiselerinde hakliydi. Sonucta o geceki goruntuler Turkiye’yi yansitmiyordu ama Turkiye’nin de bir parcasiydi, kotu bir parcasi.

Ertesi gune, yani yeni yila iyi bir kahvalti ile basladik. Yakin cevreyi ziyaret ettik. Ortakoy`e gittik. Etrafi dolasip, kumpir yiyip geri donduk. Ac degilim diyen Katha`nin da kumpirimin yarisini yedi. Ne de olsa Alman ve patatesi seviyor. Ortakoy Camii`ne ilk defa girdim Katha sayesinde. O kadar Ortakoy`e gittim, bir kere bile icini merak edip de girmemistim. Basini atkisiyla orttu, cunku oyle yapmasi gerektigini soyledim. Ama baska kimse basini ortemisti. Demek ki kimse dikkat etmiyor artik. Ilginc bir sekilde dua eden biri vardi. Yari kendini kaptirmis, yari gosteri yaparak dua ediyordu. Daha once hic gormemistim o sekilde namaz kilan birini.