Fotograflarla tekrar karsinizdayim. Ispanya gezim bekledigimden cok daha iyi gecti. Ispanya’ya hep gitmek istemistim. Ozellikle de Endulus’e. Pisa’da da yapacak hicbir sey olmayinca ve ucuz ucak bileti de bulunca atladim hemen. Valencia’dan baslayip Sevilla’da bitti gezim, arada da Girnada’ya (Granada) ugradim. Valencia ile Girnada arasi 550 km ancak trenle 8, otobusle 9 saat suruyor. Ben gece treni ile gittim ama hem pahali hem de rahatsiz. Bir dahakine araba kiralamak lazim. Yeni gezide hep barberiz gencler. Gezelim, gorelim.
Pisa’dan ayrildigimda hava yagisli ve soguktu. Valencia’ya vardigimda ise gunesli ve 22 dereceydi. Aylar sonra montsuz, kabansiz sadece t-shirt ile gezmek keyifliydi. Aksam vardigim icin de cok fazla birsey yapamadim. Biraz etrafi gezip hostel’e geri dondum ve yattim. Oda 4 kisilikti ve gece 1 civari Meksikali bir cift geldi. Essogluessek fena horluyordu ama onceki tecrubelerimden ders alarak yanimda kulak tikaci getirmistim. Sorun olmadi horlamasi. Daha sonradan San Diego’da yasadiklarini (kiz Broadway and 2nd’da calisiyormus) ve Granada’ya gideceklerini soylediler. Benim icin de iyi bir firsatti. Hem kisa zamanda gidebilir hem de daha ucuza mal olabilirdi. (Tren 45€, otobus 38€)
Benim Valencia’daki ilk gunum oldugu icin onlarla gidemedim.
Ertesi sabah Sanat ve Bilim Sehri’ne (Ciudad De Las Artes Y Las Ciencias) gittim. Asagidaki fotografta bir kismi gorebilirsiz. Icinde ozel bir sinema, sanat merkezi, muze ve dev akvaryum var. Hafiften San Diego’nun konferans salonunu andiriyor ama daha bi ihtisamli, daha bir guzel. Zaten sehir de San Diego’nun Avrupa versiyonu gibi. (kizlar dahil)

Ilk once akvaryuma gittim. Bizim Folarya’ya yapilmasi planlanan dev akvaryumun bir benzeri. Giris ucreti oldukca pahaliydi (ogrenci indirimi ile 16€) ve parasini hak edecek kadar guzeldi. Zaten gelmisken de bi gormek lazimdi. 3 saat civarinda surdu. Kis oldugu icin yunus gosterisi yoktu. Bir tek ona yanarim.

Karidesler, istakozlar ve diger bilumum canlilar (palamut vs) ac karnina gorulmemesi gereken seyler. Mazallah insanin aklina kotu seyler gelebiliyor. Onun yerine yengec, bocek vs izlenebilir.

Bir de testere baligini hep merak etmisimdir. Burda gordum. Gerci o testereyi ne icin kullaniyor goremedim ama sonucta ilginc. Ustunden kopekbaligi gecerken tirsmadigina gore bildigi birsey vardir.

Sadece baliklar degil, baska hayvanlari da koymuslar.


Valencia guzel, bakimli ve zengin bir sehir. Ayni zamanda pahali. Benim hostelim merkez pazarin (Mercado Central) hemen yanindaydi. Bizim Misir Carsisi’nin gida uzerine olani gibi. Orada asili duran domuz butlarinin kilosu 22€. Kapis kapis da satiliyor. Ben meyva ile yetindim.

Aksam da Italya’dan gelen arkadaslarla bulustum. Pek eglenceli olduklarini soyleyemem. Ne kadar az vakit gecirsem de bunaldim yanlarinda. Ne yemek icin karar verebildiler ne de aksam disari ciktilar. En iyisi bildigin kisilerle yola cikacaksin. Neyse… Bu genclerle America’s Cup icin insa edilen yerleri gezdik. Valencia’da olacakmis, o yuzden buyuk bir hazirlik var Valencia’da.

Aksam “La Indiana” adli bir diskoya gitmek istedim ama gelmediler ki Ispanya’nin en iyi gece kluplerinden. Akvaryum seklinde tasarlanmis, dans ederken ve ickini icerken yanindan kopekbaliklari ve diger baliklar geciyor. Ama gel gor ki uygun kiyafetimiz yok diye gelmediler. Zaten iki seye sinir oldum ve Ispanya tatilimin en kotu tarafi olarak hafizamda yer etti. Bir tanesi La Reina’ya gidememek (ki onun icin Valencia’da iki gece kaldim, yoksa bir gece kalip ertesi gece Granada’ya gidecektim) otekisi de Valor adli cikolata restoraninda sicak cikolata icememek. Eksisozluk’te okumustum ne kadar guzel oldugunu, gittim gordum ama giremedim. Gruptan bir tanesi dinsel olarak cikolata yemiyor. Paskalya’dan sonra yiyebilirmis. Bir tanesi midesinden sorunu oldugu icin sicak cikolata icmedi. Digeri de pahali diye. Neyse ki seyahatin geri kalan kisminda rahttim.
Ertesi gun de Valencia kumsalina ugradik. Kumsal Atakum gibi ama amelesi yok, cevre duzenlemesi daha iyi ve kumsali daha genis. Peki ben neresini benzettim derseniz bilemeyecem ama benziyordu iste. Ehehe…

Aksam da son kez bir tur yapip 00:51′de trenime bindim. Tabi oncesinde de son kez bir tur yapip Valencia’ya soyle bir alici gozuyle baktim. Sehir gercekten guzel.

Ispanya’da dikkatimi ceken sey de ozgurluk. Orengin Valencia’da tabelalar iki cesit. Birincisi Ispanyolca ikincisi Valencia dilinde. Ulkenin her kesminde boyle. Resmi dil Ispanyolca ama anadillerini de kullanma haklari var. Hatta Bilim ve Sanat Sehri’ndeki butun tabelalar Velencia dilindeydi. Sanirim Fransizca’ya daha yakin bir dil. Sonucta rahat rahat konusabiliyorlar. Acaba bizde biri boyle birsey denese ne olur? Tabi butun bunlari yaparken de herkes Ispanya icin calisiyor. Cogunlukla birlikte hareket ediyorlar ve cogunluga zarar verecek birsey yapmiyorlar. Krallarini da cok seviyorlar. Diktator Franco’dan dilleri yanmis bir kere.
Daha sonra ikinci durak Granada’ya vardim. Ispanya’da gezdigim uc sehirden en cok sevdigim oydu. Alhambra Sarayi muazzam. Ama sinirlenmedim de degil. O Araplar ki medeniyeti Avrupa’ya getirmisler, zamaninin en ileri medeniyetini Avrupa ile tanistirmislar, butun ileri gelenler egitim icin o topraklara gelmisler, bilimsel calismalarin besigi olmuslar ama bugun kendilerinden bahsedilmiyor. Sadece bakin bu binayi insa ettiler ve gittiler deniyor. Diger kulturlerin basarilarini gormezden gelip, kendini merkez alirsan olmaz, baris da olmaz, huzur da. Sanki adamlar saray insa etmeye gelen isciler.


Aksaminda da tabiki Flamenko gosterisine gittim. Hostel’in mutfaginda oturmus, nasi gitsem diye dusunurken baska biri daha gitmek istedigini soyledi. Onunla konusurken baska biri daha katildi. Hostelde ayrildigimizda 11 kisiydik. Flamenko gosterisinden sonra da eglenceye devam ettik ve tapas bar’a gittik. Tapas meze gibi. Ancak Tapas barlarda tapas icin ucret alinmiyor. Ayrica cok ucuzlar. Ne icersen ic yaninda tapas veriliyor bedava. Sangria (rum+kirmizi sarap+bilmedigim birsey+fanta) 1.85€, bira 1,60€. Haliyle birkac icki icip (kola da olur) doymak mumkun. Tapas duruma gore hamburger de olabiliyor. paella valenciana (deniz mahsulleri pilavi) da olabiliyor ya da izgara sucuk da. Tabi yaninda salamura zeytin ve patates cipsi dahil. Iste bu grupla eglendik baya. Son derece de uluslararasi bir gruptu. Solda saga: El Salvadir, Sili, Kanada, Sili, Yunanistan, Finlandiya, Arjantin, Ingiltere, Turkiye, Fransa ve Almanya. Ingiliz aksanini da cekici buldugumu anladim. Kiz konusurken bi garip oluyordum. Alkollu oldugumdan diyecem ama baska zamanlarda da boyle oluyor. Eheheh….

Ertesi gun zor da olsa uyandim. Kahvalti, dus vs derken onceki aksam tanistigim Arjantinli kizin da ogun ayrilacagini ve benim gezmek istedigim mahalleyi gezmek istedigini ogrendim. Sevilla’ya hareket etmeden Arap ve Yahudi mahallesini gezdik beraber. Dar sokaklari ve beyaz evleri ile gayet guzeldi. Halen cogu yerine araba giremiyor. Yikilan evlerin iclerinde de halen Arap harfleriyle yazilmis suslemeler cikiyor. Fotograflarini cekmedigime yanarim. Sonra’dan da yukaridaki tepeye cikip hippi tarzinda, evsizlerin yasadigi yerleri gezdik. Neresi ilginc diyecek olursaniz, tepelerde magaralar var ve hippiler bu magaralari mesken edinmisler. Kimisi kapi takmis, kimisi kapisiz bu magaralarda yasiyor. Tehlikeli de degiller. Sadece gelip sigaran var mi diye soruyorlar. Bi de kokuyorlar
Magaralarin fotogari asagida. (ortadaki luks, koltugu falan var, eheh)

Donus yolundaki koltugu postmodern sanat sandim ama sonrada civardaki magaralardan birinde yasayan hipplerden birinin oraya koydugunu dusundum. Gene de ilginc duruyor tepenin basinda tek basina bir koltuk

Sonra hostele donup hazirlandim. Bu arada hostel gercekten cok guzeldi. Terasi, mutfagi, DVD odasi, konumu… Her seyi ile mukemmeldi. Benim odam 12 kislikti ama hic rahatsiz olmadim ve rahatsiz edilmedim. 14:30′daki treni yakalamak icin cabaladim ama maalesef yakalayamadim. 15:30`daki otobusu yakalayabildim. Bir saat oncesinden aldim bileti ve son koltugu aldim. Benden sonra gelenler bir sonraki otobuse kaldi. Ucaklarin rotar yapmasina aliskinim ama ilk defa otobusum rotar yaoiyordu. Hem de kalkis noktasindan binmeme ragmen. 3 saatlik yolculugun buyuk kisminda uyudum. Normalde Samsun - Istanbul arasi gece seferlerdinde bile uyumadigim icin ilgincti benim icin.
Hostel’e vardigimda aksam olmak uzereydi ve resepsiyondaki kadin kotu haberi verdi. 6 kisilik odada kalanlarin 4`u Ispanyol’du ve 10 kisilik bir grubun parcasiydi. Bu da demek oluyor ki oda arkadaslarim ile konusma firsatim olmayacakti. (Granada’da 12 kisinin 5′i ile sabaha kadar eglenmistik) Sonradan diger 1 kisinin Italyan oldugunu ogrendim. Guzel bir haberdi.
Aksam yemegi icin disari cikmayi planliyordum cunku Italya’da pazar gunleri acik hicbir market yok. Ozellikle de aksamustu imkansiz. Sonra mutfakta supermarket posetleri gordum. Amerikan aksani ile konusan bir grup kiz birseyler pisiriyordu. Ben de umutsuzca alisverisi bugun yapip yapmadiklarini sordum. Evet dediklerinde nasil sevindim anlatamam. Megersem Ispanya’da sabah 8 gece 2 arasi, haftanin her gunu acik supermarketler zinciri varmis. Gidip birseyler aldim. Dondugumde Ispanya’da Erasmus yapan Italyan kizlar ile karsilastim. Ben pisirmeye basladiktan sonra duzenli olarak mutfaga girip cikmaya basladilar. Ilk basta benim yemegimi elestiriyorlar sandim. Megersem bu guzel koku da nerden geliyor ve ne pisiriyor diye bakiyorlarmis. Sonrasinda da muhabbet devam etti. Aksam icin davet ettiler ama ben coktan odamdaki Italyan’a soz vermistim. Adres sordugum Amerikali kizlar da davet ettiler ama maalesef…
Italyan ile tarihi merkeze yuruyup hem birseyler icmeye hem de atistirmaya karar verdik. Kopruden gecerken “hey!” diye biri seslendi. Dilenci cocuklardan biri sandim ama donup baktigimda adres sordugum Amerikali kizlardan birini gordum. Megersem arkadaslarindan biri ile aptalca bir sebepten dolayi kavga etmis, gruptan ayrilmis, hostele tek basina donmek istemedigi icin de koprude mal mal duruyormus. Beni gorunce de bize katilmaya karar vermis. Sonradan o da katildi ve birseyler ictik. Sonra da donus yolu uzerinde ilginc bir bara ugrayip hostele donmeden son kez birseyler ictik. Beklenmedik anlarda ve kafayi bulunca, barmen uzaktan kumanda ile tependeki trantulayi asagi sarkitiyordu. Amerikali kiz, Avrupa’da insanlarin neden kendisinden nefret ettigini ve onu asagilayan, samimiyetsiz hareketlerde bulundugunu anlamaya calisiyordu. Kendisine yardimci olamadik. Anlatamadik durumu.
Kaldigim oda hostelin en kotu odasiydi. Penceresi yoktu ve kokuyordu. Hostel ise gercekten cok cok guzeldi. Yeni restore edilmis. Her odada klima vardi. Geceleri soguk oluyordu. Odayi ise 23 dereceye ayarliyorduk ve misil misil uyuyorduk. Odadaki Ispanyollar da essek cikmadi. Hatta Ispanyollardan iki tanesi Italyanca biliyordu. Donerken de Ispanyol kizlardan bir tanesi ile ayni anda gittik havalimanina ve vakit gecirmek kolay oldu.
Ertesi gun sehri gezdim. Sehir guzel meydanlar ve binalar ile dolu. Metro calismasi ise felaket. Parca parca degil de her yerde ayni anda baslamislar. O yuzden sehir devasa bir santiye. Ilk once Alcazar Sarayi’na gittim ama kapaliydi pazartesi oldugu icin. Sonra da Avrupa’nin en buyuk katedrallerinden biri olan katedrali gezdim.

Artik Hristiyanlik ile ilgili seyleri gormekten bunaldigim icin hicbiri cekici gelmiyor. 30 kusur katli kuleye tirmanmak en iyi kismiydi. Sehri tepeden bir gordum. Hadi size de bir kiyak yapayim, bakin sehir nasil gorunuyor.

Aksaminda da Slovak ve Eston arkadaslarla kilisenin onundeki toren benzeri seyi izledik. Paskalya oncesi her pazar yapiyorlarmis. (Paskalya 8 Nisan’da bu sene) Isa’nin acisini tasvir ediyorlarmis. Bando grubu birseyler caliyor, kilisenin etrafinda yarim tur atip tekrar geliyorlar. Bi cins geldi gozume.

Aksam da Amerikali kizlarla ve Slovak kizla disari ciktik. Flamenko izleyecektik ama Amerikalilar yanlis adrese goturdu bizi. Yagmur da baslayinca ilk tapas bar’a girip birseyler ictik. O da eglenceliydi.
Ertesi gun son gundu ve ucagim 20:50′de kalkiyordu. Yani tum gunu gezerek gecirebilecektim. Hepimiz ayrilacagimiz icin Slovak, Alman ve ben Alcazar’i gezmeye basladik. Slovak kizin ucagi erken oldugu icin o ayrildi. Ben ve Alman gezdik Alcazar’i. Ogrencilere ucretsiz olmasi guzeldi. 7€`dan kurtardi beni. Buyrun sarayin fotograflari:



Sarayi gezdikten sonra ogle yemegini yemeye karar verdik. Hostel’de deniz urunleri pisirmek en iyi secenekti. Gerci ilk basta bir Alman’in pisirecegi dusuncesi beni korkuttu ve hadi iki cesit yiyelim onerisi getirdim. Kabul edince o midye ben de hamsi pisirdim.

Yanlis gormediniz, hamsinin kilosu 9,80€. Ayrica bizim hamsinin tirnagi olamaz. Canim ulkem. Neyse ben bunlari temizleyip, balik ununa batirip pisirince bir lezzetli oldu, anlatamam. Alman mutfagi konusunda da yanilmamistim. Midyeleri tencereye koydu, az bi su ekledi, birazcik kaynatip servis etti. Uzerine limon ekip yemeye basladi. Ben de tabi nezaketen (ve acliktan) birkac tane yedim. Sonra benim hamsiler geldi ki of of. Zaten Alman da soyledi. Gecen gun gittigi balik restoranindaki baliklardan daha lezzetliydi benim baliklar dedi. Tabi dedim, olacak o kadar. “Karadenizliyuz daa”
Havalimanina gitmeden bos vaktimde etrafi dolastim. Star Wars’u hic izlemedim ama meydanlardan birini (Plaza de España) gezdim. Gercekten harika bir yer. Kocaman bir yapi ve suslemeri ile oldukca guzel duruyor.


Metro calismasi icin her yer kazilmis, delik desik edilmis durumda. Kazi calismasi olmayan yer icin de guzel seyler soylemek mumkun degil, Sokaklar su birikintisi ve camur dolu. Beyaz ayakkabi giymek icin kesinlikle yanlis zaman.

Donus ise gene Ryanair ile oldu. Tam zamaninda kalkti. Ucakta Ryanair cekilis biletlerinden aldim. Maalesef 1 milyon euro bana cikmadi
Gerci ustu acik Mini Cooper’a da raziydim. Elim bos dondum Italya’ya.

Ucakla surekli batiya 2,5 saat boyunca gitmenize ragmen Sevilla ile Pisa arasinda saat farki yok. Dolayisiyla gunes daha gec batiyor (ve haliyle daha gec doguyor) Ama gune zaten 9-10 gibi basladigim icin sabah karanligi pek ilgilendirmiyordu beni. Zaten Ispanyollari ilgilendirdigini de sanmiyorum. Pisa’da hava 6 gibi karariyor. Ispanya’dan sonra pek ic acici gelmiyor.
Mecit’in de Belcika oldugu haberini Amerika’dan aldim. Bana birsey soylemeyen butun arkadaslarimi alinlarindan opuyorum. Tesekkur ederim benimle irtibat halinde kaldiginiz icin. Blog sayfama yorum yazmayani da Ispanya’dan aldigim, arenada bogalara saplanan sislerle kucaklayacam.